Sokaktaki Adam / Bölüm 3

Sokaktaki Adam / Bölüm 3
  • ODAK
  • 22 Temmuz 2026 15:02 | Güncellenme: 3 Ağustos 2026 22:10
  • 0
  • A+
    A-
MASAÜSTÜ REKLAM ALANI
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Herkes Kendi Sokaktaki Adamını Anlatıyor

Aynı insan; siyasette seçmen, ekonomide tüketici, reklamda müşteri oluyor


muhatap masası / Hezarfen Çelebi

Editör haklıydı.

Türkiye’ye dönünce ilk işim sokağa çıkmak olmadı.

Televizyonu açtım.

Gazeteleri karıştırdım.

Haber sitelerinde dolaştım.

“Sokaktaki adam” ifadesinin Türkiye’de nasıl kullanıldığına bakmak istiyordum.

Daha ilk gün saymayı bıraktım.

Çünkü nereye baksam karşıma aynı kişi çıkıyordu:

“Sokaktaki adamın beklentisi…”

“Sokaktaki adamın alım gücü…”

“Sokaktaki adam gelişmeleri nasıl değerlendiriyor?”

“Sokaktaki adam ne düşünüyor?”

Şaşırtıcı olan, bu ifadenin çok kullanılması değildi.

Onu kullananların birbirinden tamamen farklı insanlardan söz ediyor gibi görünmesiydi.

Gazeteciler…

Siyasetçiler…

Ekonomistler…

Reklamcılar…

Hepsi aynı adı söylüyordu.

Ama her biri başka bir insan tarif ediyordu.

Defterimin ortasına büyükçe bir not düştüm:

Aynı adı kullanıyoruz. Fakat aynı insanı anlatmıyoruz.

Haberlerde karşımıza çıkan adam

İlk durağım haber bültenleri oldu.

Bir haber sunucusu kameraya bakarak şöyle diyordu:

“Sokaktaki adamın gündemi…”

Ardından ekranda birkaç kısa röportaj gösterildi.

Mikrofon, caddede karşılaşılan üç kişiye uzatılmıştı.

Üç insan konuşmuş, haberin sonunda onların sözleri “sokağın görüşü”ne dönüşmüştü.

Belki bu, gündelik haber akışı içinde kaçınılmaz bir kolaylıktı.

Ama kolaylığın görünmeyen bir sonucu vardı.

Kameranın karşısına çıkan birkaç kişi, birbirinden farklı milyonlarca insanın yerine konuşmaya başlıyordu.

Gerçek insanlar vardı.

Fakat onların sözleri, kısa sürede temsilî bir kişiye dönüşüyordu.

Muhabirin Defteri — Haber

Kamera bir insanı gösterir. Haber dili bazen onu herkesin yerine koyar.

Siyasetin sokaktaki adamı

Sonra siyasi konuşmaları dinledim.

İktidar konuşuyordu.

Muhalefet konuşuyordu.

Her iki taraf da sokaktaki adamdan söz ediyordu.

Fakat anlattıkları kişi birbirine hiç benzemiyordu.

Birinin sokaktaki adamı geleceğe güvenle bakıyordu.

Diğerinin sokaktaki adamı yarını düşünmekten uyuyamıyordu.

Birinin hayatı kolaylaşıyor, diğerinin yükü her geçen gün ağırlaşıyordu.

Aynı kişi, konuşanın bulunduğu yere göre değişiyordu.

Belki değişen insan değildi.

Ona yöneltilen bakıştı.

Muhabirin Defteri — Siyaset

Bazen insan değişmez. Onu anlatan cümle, bulunduğu kürsüye göre değişir.

Ekonominin sokaktaki adamı

Ekonomi sayfalarına geçtiğimde aynı tanıdık kişiyi yeniden gördüm.

“Sokaktaki adam enflasyonu böyle hissediyor.”

“Sokaktaki adamın alım gücü düştü.”

“Sokaktaki adam tasarrufa yöneldi.”

Burada onun çoğu zaman adı yoktu.

Mesleği…

Yaşı…

Ailesi…

Hayalleri…

Sabah hangi düşünceyle uyandığı…

Akşam eve hangi yorgunlukla döndüğü…

Bunların hiçbiri görünmüyordu.

Sanki yalnızca bir cüzdandan ibaretti.

Ne kadar kazandığı, ne kadar harcadığı ve satın almaktan vazgeçtiği şeylerle tarif ediliyordu.

Ekonomi elbette insanın hayatına cebinden de dokunuyordu.

Fakat insan, cebinde taşıdığı paradan daha büyüktü.

Muhabirin Defteri — Ekonomi

Bir insanın geçim şartları hayatını anlatır. Ama hayatının tamamı değildir.

Reklamların sokaktaki adamı

Sonra reklamlara baktım.

Bu kez karşıma bambaşka biri çıktı.

Gülümseyen…

Alışveriş yapan…

Yeni bir ürünü deneyen…

Hayatı birkaç saniye içinde kolaylaşan biri…

Reklamların sokaktaki adamı çoğu zaman bir müşteriydi.

Bir ürünü seçiyor, bir hizmeti kullanıyor ve doğru tercihi yaptığı için mutlu görünüyordu.

Siyasetin seçmeni, ekonominin tüketicisi burada müşteriye dönüşüyordu.

Aynı insan, bir başka anlatının içinde yeniden biçim kazanıyordu.

Muhabirin Defteri — Reklam

İnsan yalnızca satın aldığı şeylerle anlatıldığında, geriye ihtiyaçları kalır; kendisi değil.

Parçalara ayrılan insan

Günün sonunda notlarımı yan yana koydum.

Gazeteci için röportaj yapılan kişiydi.

Siyasetçi için seçmen.

Ekonomist için tüketici.

Reklamcı için müşteri.

Her biri onun gerçek bir yönünü görüyordu.

Ama hiçbiri tek başına insanın tamamını taşımıyordu.

Çünkü aynı kişi sabah işe yetişen bir çalışan, öğleden sonra alışveriş yapan bir müşteri, seçim günü oy kullanan bir yurttaş, akşam eve döndüğünde bir anne, baba, eş, evlat ya da komşu olabiliyordu.

Bazen yalnızdı.

Bazen kalabalığın içindeydi.

Bazen karar veriyor, bazen kararsız kalıyor, bazen de hiç kimsenin adına konuşmasına ihtiyaç duymadan yalnızca kendi hayatını yaşamaya çalışıyordu.

“Sokaktaki adam” denildiğinde bütün bu katmanlar tek tek üzerinden alınıyor, geriye anlatanın ihtiyacına uygun tek bir kimlik bırakılıyordu.

Sorun belki de ifadeyi kullanmamız değildi.

Sorun, insanı her defasında yalnızca işimize yarayan tarafıyla görmemizdi.

Bilgisayarımı kapattığım sırada editör odasının kapısı yeniden aralandı.

“Var mı bir gelişme?”

Defterimi kapattım.

“Herkes aynı kişiden söz ediyor gibi görünüyor.”

Editör bekledi.

“Ama herkes onu kendi bulunduğu yerden anlatıyor.”

“Sen nereden anlatacaksın?”

Bir süre düşündüm.

“Henüz bilmiyorum.”

Sonra masamdaki notlara baktım.

“Ama onu parçalara ayırmadan görmeye çalışacağım.”

Editör başını salladı.

“Öyleyse artık ekranı kapat.”

Kapıdan çıkarken son cümlesini söyledi:

“Şimdi onu dinleme zamanı.”

Bilgisayarın siyah ekranında bir an kendi yansımamı gördüm.

Sonra defterimi aldım.

Bu kez gerçekten sokağa çıkacaktım.

Devam edecek…


muhatap notu

Bu anlatı, ChatGPT yapay zekâ teknolojilerinden destek alınarak hazırlanmıştır.

Yanlış olduğunu düşündüğünüz bir bilgi ya da eklenmesi gerektiğine inandığınız bir ayrıntı varsa bizimle paylaşabilirsiniz:

muhatapmerkez@gmail.com

muhatap, anlatılarını doğrulanabilir bilgi ve ortak katkıyla geliştirmeyi önemser.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ