Sokaktaki Adam / Bölüm: 7
Hayatın Yükünü Sessizce Taşıyan İnsan
Aradığım insan, bütün yol boyunca yanımdaydı
muhatap masası / Hezarfen Çelebi
Bu iş, muhatap’taki ilk görevimdi.
Sona yaklaşıyordum.
Başladığım sabahı bir kez daha hatırladım.
Editör masasının çevresinde oturuyorduk.
İlk çaylar henüz bitmemişti.
Genel Yayın Yönetmenimiz, herkesin önüne iki kelime bırakmıştı:
“Sokaktaki adam.”
Kimse konuşmamıştı.
Sonra birden bana dönmüştü.
“Git.”
“Sokaktaki adamı bul.”
Çıkışır gibi söylemişti.
Tedirgin olmuştum.
İtiraf edeyim, ilk anda bunun kolay bir görev olduğunu sanmıştım.
Sokağa çıkacaktım.
Birini bulacaktım.
Röportaj yapacaktım.
Sonra da yazacaktım.
Meğer yanılmışım.
Çünkü ben tek bir insan arıyordum.
Karşıma milyonlarca hayat çıkıyordu.
Başka dillerde ona verilen adların izine düşmüştüm.
Londra’da the man in the street ifadesiyle karşılaşmıştım.
New York’ta Average Joe olmuştu.
Paris’te başka bir adla yeniden görünmüştü.
Gazete arşivlerini karıştırmış, televizyon ekranlarına bakmış, siyasetçileri, ekonomistleri ve reklamcıları dinlemiştim.
Hepsi aynı kişiden söz ediyor gibiydi.
Ama hiçbiri aynı insanı anlatmıyordu.
Birinin sokaktaki adamı seçmendi.
Bir diğerinin tüketici.
Birinin müşterisi, diğerinin anket cevabıydı.
Sonra ekranı kapatıp sokağa çıkmıştım.
Bakkalla konuşmuştum.
Berberle…
Servis bekleyen işçiyle…
Öğretmenle…
Kuryeyle…
Emekliyle…
Çocukla…
Anneyle…
Babayla…
Her defasında içimden aynı cümle geçmişti:
“Galiba bu.”
Ama birkaç adım sonra cevap yeniden değişmişti.
Çünkü sokaktaki adam hiçbir mesleğe, yaşa, gelir düzeyine veya kimliğe sığmıyordu.
Onu uzaktan gördüğümde bir kavrama benziyordu.
Yaklaştığımda ise adı, geçmişi, kaygıları, sevinçleri ve kimseye anlatmadığı bir hayatı vardı.
Günler geçti.
Defterim doldu.
Sorularım azalmadı.
Tam tersine çoğaldı.
Bir akşam muhatap’ın ofisine dönerken koridordaki camda kendi yansımamı gördüm.
Yorgundum.
Elimde not defteri vardı.
Omzumda çanta…
Kafamın içinde onlarca insanın sesi…
Bir an durdum.
O güne kadar hiç sormadığım bir şey geldi aklıma:
Peki ben kimdim?
İlk kez cevap vermeye çalışmadım.
Yalnızca kendime biraz daha dikkatli baktım.
Ben de sabah işe yetişmeye çalışıyordum.
Ben de ay sonunda hesap yapıyordum.
Ben de bazen bir şeyi sepete koymadan önce düşünüyordum.
Umut ediyor…
Kaygılanıyor…
Seviniyor…
Üzülüyor…
Bekliyordum.
Benim de kimseye anlatmadığım küçük korkularım, ertelediğim kararlarım ve yalnızca kendimin bildiği sessizliklerim vardı.
Birileri için muhabirdim.
Birileri için müşteri.
Seçmendim.
Yolcuydum.
Komşuydum.
Evlat, arkadaş ve yabancıydım.
Ben de başkalarının beni gördüğü tek bir kimliğe sığmıyordum.
O anda haftalardır aradığım insanla aramdaki mesafe kayboldu.
Ben sokaktaki adamı bulamamıştım.
Çünkü bütün yol boyunca onunla birlikte yürüyordum.
Hatta ben de onlardan biriydim.
Koridorun sonundaki kapıya yöneldim.
Çaldım.
İçeriden tanıdık ses geldi:
“Gel.”
Editörün masasının karşısına oturdum.
Bu kez önünde bana uzatacağı yeni bir kâğıt yoktu.
Yüzüme baktı.
“Buldun mu?”
Gülümsedim.
“Evet.”
“Nerede?”
“Her yerde.”
“Kimmiş?”
Bu kez hiç düşünmedim.
“İnsan.”
Editör bekledi.
“Biraz daha anlat.”
Defterimi masanın üzerine bıraktım.
“Sokakların dekoru gibi görünen ama hayatın akışını sessizce sürdüren insan.”
“Sabah şehir uyanmadan işe başlayan…”
“Bir başkasının yükünden küçük bir parça alan…”
“Kimsenin görmediği bir tercihle başka birinin hayatını kolaylaştıran…”
“Hatıraları, mahalleyi, aileyi, emeği ve güveni taşıyan insan.”
Bir an durdum.
“Yani hepimiz.”
Editör gülümsedi.
Sonra masanın üzerindeki boş kâğıdı ters çevirdi.
“İşte şimdi…”
“…muhatap olmaya başladın.”
Sessiz insan
O gün anladım:
“Sokaktaki adam” diye tek bir kişi hiç olmamıştı.
Bu söz, birbirinden farklı milyonlarca insanı tek bir siluetin içine yerleştirmek için kullanılmıştı.
Oysa o siluetin içinde;
gece vardiyasından dönen işçi,
dükkânını açan esnaf,
çocuğunu okula hazırlayan anne,
servise yetişen baba,
hastasını bekleyen kadın,
müşterisinin hesabını bir hafta erteleyen bakkal,
komşusunun poşetini taşıyan adam,
öğrencisinin hayatında yıllarca kalan öğretmen,
ilk otobüsü kullanan şoför
ve henüz adını bile bilmediğimiz sayısız insan vardı.
Hayat, onların omuzlarında yüksek ses çıkarmadan ilerliyordu.
Çoğunun adı gazetelere yazılmıyordu.
Kimse onları alkışlamıyordu.
Heykelleri dikilmiyor, yaptıkları küçük iyilikler kayda geçmiyordu.
Ama bir gün görevlerini yapmasalar, birbirlerine uzattıkları elleri geri çekseler, hayatın ritmi hemen bozulurdu.
Belki de aradığımız kişi tam olarak buydu:
Hayatın yükünü taşıyan sessiz insan.
Sessizdi; çünkü sesi yok değildi.
Onun yerine başkaları konuştuğu için duyulmuyordu.
Görünmezdi; çünkü ortada değildi.
Her yerde olduğu için gözümüz ona alışmıştı.
Sıradan değildi.
Hayatın devam edebilmesi için yaptığı şeyler sıradanlaştırılmıştı.
Muhatap’ın başladığı yer
muhatap belki de tam bu yüzden var.
Bir kavramı yeniden anlatmak için değil…
O kavramın içinde görünmez hâle gelen insanı yeniden görebilmek için.
İnsanların adına konuşmak için değil…
Kendi seslerinin duyulabileceği bir zemin kurmak için.
Çünkü bir insan yalnızca mesleği, geliri, siyasi tercihi veya tüketim alışkanlığı değildir.
Kendine ait bir geçmişi, taşıdığı yükleri, beklediği bir yarını ve başka insanların hayatında bıraktığı bir izi vardır.
Her insan anlatılmayı bekleyen bir hikâyedir.
Fakat belki daha önemlisi şudur:
Her insan, başka bir insanın hayatında fark edilmeyi bekleyen bir anlamdır.
Bu anlatı burada tamamlanıyor.
Ama asıl yolculuk belki şimdi başlıyor.
Yarın sabah sokağa çıktığımızda, yanımızdan geçen ilk insan yine aynı görünecek.
İşine yetişen biri…
Bir müşteri…
Bir yolcu…
Bir esnaf…
Bir öğrenci…
Bir emekli…
Fakat artık biliyoruz:
Gördüğümüz, onun yalnızca dışarıdan seçilebilen yüzü.
İçinde taşıdığı hayat ise çok daha büyük.
Belki bu nedenle bundan sonra yanımızdan geçen insanlara biraz daha dikkatli bakacağız.
Onlar değiştiği için değil…
Biz ilk kez gerçekten görmeye başladığımız için.
Defterimi kapattım.
Kapağın üzerine, bütün bu yolculuktan geriye kalan tek cümleyi yazdım:
Sokaktaki adamı bulamadım. İnsanı buldum.
muhatap notu
Bu anlatı, ChatGPT yapay zekâ teknolojilerinden destek alınarak hazırlanmıştır.
Yanlış olduğunu düşündüğünüz bir bilgi ya da eklenmesi gerektiğine inandığınız bir ayrıntı varsa bizimle paylaşabilirsiniz:
muhatap, anlatılarını doğrulanabilir bilgi ve ortak katkıyla geliştirmeyi önemser.