Bazı hikâyeler her gün yanımızdan geçer
Sokaktaki adamı ararken
muhatap masası / Hezarfen Çelebi
Sabahın ilk çayları daha yarılanmamıştı.
muhatap’ın sıfır sayısı için yaptığımız ilk editör toplantısı, ortaya bırakılan iki kelimeyle birdenbire sessizleşmişti.
Herkes birbirine bakıyordu.
Ama bu, sıradan bir bakış değildi.
Sanki herkes, diğerinin gözlerinde kendisinin kaçırdığı küçük bir ipucu arıyordu.
Ortada cevap yoktu.
Kopya çekilecek biri de…
Toplantıya katılan çaylak muhabir olarak benden kopya çekmeleri zaten mümkün değildi. Çünkü ben de en az onlar kadar şaşkındım.
Yine de masadaki bakışlar yavaş yavaş benim üzerimde toplanmıştı.
Genel Yayın Yönetmenimizin biraz önce söylediği cümle hâlâ masanın ortasında duruyordu:
“Bulun.”
“Kimi efendim?”
“Sokaktaki adamı.”
Herkes bana öyle bakıyordu ki bir an gerçekten aradıkları kişinin ben olabileceğini düşündüm.
Dayanamadım.
“Affedersiniz…” dedim. “Bu sokaktaki adam kim?”
Masadaki sessizlik, hafif bir gülümsemeye dönüştü.
Kimse cevap vermedi.
Genel Yayın Yönetmenimiz arkasına yaslandı. Masanın üzerindeki kalemi eline aldı ve bir süre parmaklarının arasında çevirdi.
Sonra gözlerini bana dikti.
“Sen hiç gördün mü?”
“Neyi?”
“Sokaktaki adamı.”
Düşündüm.
Televizyonda adını çok duymuştum.
Gazetelerde de…
Siyasetçiler neredeyse her konuşmalarında ondan söz ediyor, ekonomi yorumcuları onun ne hissettiğini anlatıyor, araştırma şirketleri onun adına rakamlar açıklıyordu.
Ama işin garibi şuydu:
Ben onu hiç görmemiştim.
Genel Yayın Yönetmeni hafifçe gülümsedi.
“İşte sorun da bu.”
Masanın üzerindeki boş kâğıdı bana doğru itti.
“Git, bul.”
“Nereye gideyim?”
“Sokağa. Adam sokaktaysa orada olmalı.”
“Nasıl tanıyacağım?”
“Önce kendine göre bir sokaktaki adam bul.”
Bir süre sustu.
“Bulduğunu sandığında da hemen yazma.”
“Neden?”
“Çünkü büyük ihtimalle yanılıyor olacaksın.”
Bilgisayarımın başına geçtiğimde önümde duran boş ekran, biraz önce bana uzatılan boş kâğıttan farklı görünmüyordu.
İkisinin üzerinde de aynı iki kelime vardı:
Sokaktaki adam.
İlk işim bu ifadeyi arama motoruna yazmak oldu.
Karşıma yüzlerce haber, binlerce yorum ve sayısız analiz çıktı.
Herkes sokaktaki adamdan söz ediyordu.
Fakat kimse onu tanıtmıyordu.
Bir kavram vardı.
Gerçek bir insan yoktu.
Sanki herkes aynı kişiyi anlatıyor, fakat hiç kimse onun yüzünü tarif edemiyordu.
Birinin geçim sıkıntısını anlatırken sokaktaki adam deniyordu.
Bir başkasının siyasi tercihini açıklarken yine aynı kişi çağrılıyordu.
Piyasa yükseldiğinde onun sevindiği, düştüğünde endişelendiği söyleniyordu.
O konuşmuyor, fakat herkes onun adına konuşuyordu.
Ekrandaki sonuçları aşağı doğru kaydırdıkça aradığım insanın biraz daha görünmez olduğunu hissettim.
Belki de bize verilen görev, sokakta belirli bir adam bulmaktan ibaret değildi.
Yıllardır kullanılan bu ifadenin içindeki insanı yeniden görebilmek gerekiyordu.
Çünkü “sokaktaki adam” denildiğinde hayatı, emeği, korkuları, sevinçleri ve kendine ait bir ismi olan insan ortadan çekiliyor; geriye herkesin istediği anlamı yükleyebildiği belirsiz bir siluet kalıyordu.
Bizim aradığımız ise o siluet değildi.
İnsanların adına konuşulan yerde, insanın kendi sesine ulaşmak istiyorduk.
Bu yüzden acele etmeyeceğiz.
İlk karşımıza çıkanı aradığımız kişi sanmayacağız.
Kavramın nereden geldiğine, zaman içinde nasıl kullanıldığına ve her konuşanın zihninde nasıl başka bir insana dönüştüğüne bakacağız.
Sonra sokağa çıkacağız.
Belki bir esnafın tezgâhının önünde duracağız.
Belki işe yetişmeye çalışan birinin yanında birkaç adım yürüyeceğiz.
Belki de yıllardır yanından geçtiğimiz bir insanın, başkalarının onun adına kurduğu cümlelerden çok daha fazlası olduğunu ilk kez fark edeceğiz.
Çünkü bazı hikâyeler uzakta değildir.
Her gün yanımızdan geçer.
Biz yalnızca onları hangi adla çağırdığımızı bildiğimizi sanırız.
Devam edecek… Ben sokaktaki adamım / Bölüm 2
Yanlış olduğunu düşündüğünüz bir bilgi ya da eklenmesi gerektiğine inandığınız bir ayrıntı varsa bizimle paylaşabilirsiniz: muhatapmerkez@gmail.com
muhatap, anlatılarını doğrulanabilir bilgi ve ortak katkıyla geliştirmeyi önemser.