Üretirken yalnız kalınmayacak bir sistem
Küçük işletmenin büyük yükünü ortaklaştırmak
KOBİ’nin ihtiyacı yalnızca üretim yapacağı bir yer değil; üretirken yalnız kalmayacağı bir çevre
muhatap masası / Kâmil Terkip
İlk yazımda, bir işletmenin ihracat fırsatı aramadan önce hangi değeriyle hangi ihtiyacın muhatabı olabileceğini anlaması gerektiğini yazmıştım.
Bu kez önümde başka bir mesele var.
Ama doğrusu, bana hiç yabancı gelmedi.
Bursa’da tanıtılan TEKNOSAB KOBİ OSB projesi ilk bakışta yeni bir sanayi alanı gibi görünüyor.
Yeni üretim alanları…
Yeni altyapı…
Yeni yatırımlar…
Fakat biraz yakından bakınca mesele yalnızca yeni fabrikaların kurulması değil.
Asıl dikkat çekici olan, KOBİ’nin etrafında bir sistem kurulmaya çalışılması.
Bursa’da 8 bini aşkın KOBİ’nin plansız üretim alanlarında faaliyet gösterdiği belirtiliyor. Bu işletmelerin önemli bir bölümü yalnızca üretim yapmakla uğraşmıyor.
Üretim alanını çözmeye çalışıyor.
Depolamayı düşünüyor.
Lojistiği hesaplıyor.
Finansmana ulaşmaya çalışıyor.
Dijital altyapısını kuruyor.
Yeni pazarlara çıkmanın yollarını arıyor.
Teknolojiye yatırım yapmaya çalışıyor.
Büyük bir işletmenin ayrı ayrı departmanlarla yürüttüğü işleri, küçük bir işletme bazen birkaç kişinin omzunda taşımak zorunda kalıyor.
Belki KOBİ meselesine biraz da buradan bakmak gerekiyor.
İşletme küçük olabilir ama çözmek zorunda olduğu meseleler küçük değil.
Fabrika vermek yetiyor mu?
TEKNOSAB KOBİ OSB’nin dikkat çekici tarafı, yalnızca üretim alanı vaat etmemesi.
Projede farklı büyüklüklerde modüler üretim alanlarının yanında lojistik, finansman, dijital altyapı, sektörel kümelenme, teknopark, veri merkezi, ticaret alanları ve dış ticareti destekleyecek başka yapıların da aynı ekosistem içinde yer alması planlanıyor.
Bunu daha sade anlatmak mümkün.
İşletmeye:
“Buyur, fabrikan burada; gerisini sen hallet.”
denmiyor.
En azından tasarım düzeyinde başka bir şey söylenmeye çalışılıyor:
“Sen üretime odaklan; etrafındaki sistemi de birlikte kuralım.”
Bu cümle üzerinde biraz durdum.
Çünkü sanayi politikası açısından küçük görünse de önemli bir zihniyet değişikliğine işaret ediyor.
Bir işletmenin üretim yapabilmesi için yalnızca dört duvara ihtiyacı yok.
Elektriğe ihtiyacı var.
İnternete.
Lojistiğe.
Sermayeye.
Bilgiye.
Nitelikli insana.
Yeni müşterilere.
Bazen de neyi bilmediğini söyleyebileceği gerçek bir muhataba.
Aynı yerde olmak neyi değiştirir?
Proje içinde makine ve metalden otomotive, elektrik-elektronikten tekstile kadar farklı sektörlerin kümelenmesi öngörülüyor. Ana sanayi ile tedarikçilerin birbirine yaklaşması, ortak altyapıların kullanılması ve işletmeler arasındaki iş birliğinin artması hedefleniyor.
Eğer bu yapı gerçekten çalışırsa, etkisi yalnızca kira veya altyapı maliyetlerinde görülmeyebilir.
Bir işletme, daha önce kilometrelerce uzakta aradığı tedarikçiyi yakınında bulabilir.
Bir başka işletme tek başına karşılayamayacağı dijital altyapıya ortak sistem üzerinden ulaşabilir.
Finansmana erişmek için farklı kurumların kapısını ayrı ayrı çalmak yerine, ihtiyacına cevap verecek yapıları aynı çevrede bulabilir.
Bir sektörün işletmeleri birbirini rakip olarak görmekle yetinmeyip bazı alanlarda birlikte hareket etmeyi öğrenebilir.
KOBİ’nin enerjisi, altyapı problemlerini çözmekten üretime ve pazara kayabilir.
Şehir açısından da plansız sanayi alanlarının oluşturduğu trafik, çevre ve lojistik baskısının azalması mümkün olabilir.
Ama burada özellikle bir cümleyi kenara koymak gerekiyor:
Bunlar projenin gerçekleşmesi hâlinde ortaya çıkabilecek sonuçlar. Bugün elimizde henüz sonuç değil, kurulmak istenen bir sistem var.
Bu ayrım önemli.
Çünkü bir projenin sunumunda anlatılanlarla, birkaç yıl sonra sahada oluşan hayat her zaman aynı olmayabilir.
KOBİ Diyalog neden dikkatimi çekti?
Projenin içinde benim özellikle dönüp baktığım yapılardan biri “KOBİ Diyalog” oldu.
Burada bankalar, KOSGEB, Kredi Garanti Fonu ve ihracatla ilgili kuruluşların temsilcilerinin aynı merkezde işletmelere finansman ve danışmanlık hizmeti vermesi planlanıyor.
Adı bir yana, fikri önemli.
Çünkü bazen işletmenin sorunu kaynağın hiç bulunmaması değildir.
Doğru kaynağa nasıl ulaşacağını bilememesidir.
Kredi vardır ama şartını bilmez.
Destek vardır ama başvurusunu yapamaz.
İhracat imkânı vardır ama doğru pazarı bulamaz.
Teknoloji vardır ama işletmesine nasıl uyarlayacağını bilemez.
İşte burada fiziksel üretim alanıyla birlikte ilişki altyapısı da önem kazanmaya başlıyor.
Sanayide bütün eksikler betonla kapatılamıyor.
Bazı boşlukları bilgi dolduruyor.
Bazılarını doğru insan.
Bazılarını güven.
Bazılarını ise birbirini bulamamış kurumların aynı masaya oturması.
Bu tarafı bana tanıdık geldi.
OSB yalnızca parsellerden oluşmayabilir
Uzun yıllar organize sanayi bölgelerini büyük ölçüde planlı üretim alanları olarak düşündük.
Arsa.
Fabrika.
Yol.
Enerji.
Altyapı.
Bunların hiçbiri önemini kaybetmiş değil.
Ama yeni üretim düzeni başka ihtiyaçlar getiriyor.
Veri artık altyapının bir parçası.
Yapay zekâ üretimin bir parçası.
Lojistik rekabetin bir parçası.
Finansmana erişim büyümenin bir parçası.
İhracat ise yalnızca mal göndermekten çok, dışarıdaki doğru ilişkiyi kurabilme becerisi.
Bu nedenle geleceğin OSB’si belki yalnızca fabrikaların yan yana sıralandığı yer olmayacak.
Birbirinden farklı ihtiyaçların birbirine bağlandığı bir üretim çevresi olacak.
TEKNOSAB KOBİ OSB’nin asıl sınavı da sanırım burada başlayacak.
Kaç metrekare fabrika yaptığı kadar, o fabrikaların çevresinde ne kadar işleyen bir ilişki ağı kurabildiği önemli olacak.
Bir sistem ne zaman ekosistem olur?
“Ekosistem” kelimesi bugün çok kolay kullanılıyor.
Yan yana birkaç yapı kurulduğunda ekosistem denebiliyor.
Oysa gerçek bir ekosistemde parçalar yalnızca aynı yerde bulunmaz.
Birbirini besler.
Veri merkezi işletmenin dijital dönüşümüne katkı sağlıyorsa…
Teknopark üreticinin sorununa teknoloji geliştiriyorsa…
Finans kurumları yatırımın önünü açıyorsa…
Sektörel kümelenme yeni iş birlikleri doğuruyorsa…
Serbest bölge üretilen değerin dış pazara erişimini kolaylaştırıyorsa…
O zaman parçaların toplamından daha büyük bir yapı ortaya çıkmaya başlar.
Fakat bunların her birinin gerçek hayatta karşılık bulması gerekiyor.
KOBİ’nin kapısından içeri girmeyen hizmet, tabelada kalır.
Üreticinin kullanamadığı teknoloji, vitrinde kalır.
Birbiriyle konuşmayan kurumlar ise aynı binada olsalar bile ekosistem oluşturmaz.
Bu konuya yeniden döneceğiz
TEKNOSAB KOBİ OSB bugün önümüzde tamamlanmış bir model olarak değil, dikkat çekici bir niyet olarak duruyor.
Eğer üretim alanıyla birlikte finansmanı, lojistiği, teknolojiyi, bilgiyi ve ilişkiyi gerçekten aynı sistem içinde çalıştırabilirse, yalnızca yeni fabrikalar kurulmuş olmayacak.
KOBİ’nin üretirken yalnız kalmadığı yeni bir sanayi zemini denenmiş olacak.
Muhatap Masası açısından mesele tam da burada ilginçleşiyor.
Çünkü bir yapının değerini yalnızca ne kadar büyük olduğuyla veya ne kadar yatırım yapıldığıyla anlamak mümkün değil.
Asıl karşılığı, içindeki insanların ve işletmelerin hayatında ortaya çıkıyor.
Ben de bu masada OSB’lere bakarken yalnızca kaç fabrikanın açıldığıyla ilgilenmeyeceğim.
O fabrikaların birbirleriyle nasıl ilişki kurduğuna…
Küçük işletmenin hangi yükünün gerçekten hafiflediğine…
Hangi yeni karşılaşmaların üretime dönüştüğüne…
Ve vaat edilen sistemin zaman içinde KOBİ’nin günlük hayatında neye karşılık geldiğine bakmaya devam edeceğim.
Çünkü bazen bir işletmenin ihtiyacı yeni bir fabrika değildir.
O fabrikanın içinde yalnız olmadığını hissedebileceği bir çevredir.
Yanlış olduğunu düşündüğünüz bir bilgi ya da eklenmesi gerektiğine inandığınız bir ayrıntı varsa bizimle paylaşabilirsiniz: muhatapmerkez@gmail.com
muhatap, anlatılarını doğrulanabilir bilgi ve ortak katkıyla geliştirmeyi önemser.