Anasayfa » POLATLI » Yeni almak zorlaşınca eldekinin kıymeti değişti
“Eskiye Döndük”

Yeni almak zorlaşınca eldekinin kıymeti değişti

Mücahit Ulusoy: "Bir dönem jilet gibi yeni takımlar dikerdik ama eskimiş olanı tamir ettirmek de hayatın doğal parçasıydı." Fotoğraf / Hezarfen Çelebi / muhatap
Editör:
30 Ekim 2025 21:21 Güncelleme: 20 Ağustos 2026 17:58
BU ANLATIYI PAYLAŞ

muhatap / Hezarfen ÇELEBİ

Şehrin eski esnaf sokaklarından birinde küçük bir terzihane.

Duvarlarda kumaş parçaları.

Masada makaslar, makaralar, iğneler.

Bir köşede eski bir radyo.

Arada cızırtıya karışan bir türkü.

Dikiş makinesinin sesi radyoya eşlik ediyor.

Mücahit Ulusoy 36 yıldır bu seslerin içinde çalışıyor.

İğneye iplik geçiriyor, paça kısaltıyor, sökülen dikişi yeniden tutturuyor, eski bir kıyafeti biraz daha kullanılabilir hale getiriyor.

Bugünkü ekonomik şartları anlatması istendiğinde ise uzun bir cümle kurmuyor.

Eskiye döndük” diyor.

Sonra önündeki kumaşı düzeltiyor.

“Eskiden insanlar kıyafetlerini tamir ettirirdi. Şimdi yine o günlere döndük. Yeni almak yerine dikiyoruz, yamıyoruz, onarıyoruz. Çünkü artık kimse kolay kolay yeni bir şey alamıyor. İnsanlar eldekinin kıymetini yeniden hatırladı.”

Bir cümle daha ekliyor:

“Eskiden böyleydi zaten.”

Tamir yeniden gündelik hayatın içine giriyor

Bir dönem jilet gibi yeni takımlar dikerdik ama eskimiş olanı tamir ettirmek de hayatın doğal parçasıydı.

Pantolonun paçası söküldüğünde terziye gidilirdi.

Fermuar bozulduğunda değiştirilirdi.

Bir ceket hemen gözden çıkarılmazdı.

Sonra alışkanlıklar değişti.

Yenisini almak kolaylaştı.

Tamir geri çekildi.

Şimdi ekonomik şartlar eski davranışları yeniden hatırlatıyor.

Ama Ulusoy bu dönüşü romantik bir “eskiye dönüş” olarak anlatmıyor.

Çünkü tamir için gelen insanın da hesabı var.

“Bir pantolonun paçasını kısaltmak için bile uzun uzun pazarlık yapılıyor” diyor.

Gülümsüyor ama ardından sesinin tonu değişiyor.

“Bu aslında üzücü. Çünkü pazarlık bazen emeği küçümsemenin bahanesi haline geliyor. Emeğe verilen değerin azaldığını hissediyoruz.”

Bir pantolon paçası dışarıdan bakıldığında küçük bir iş.

Ama o küçük işin arkasında yılların el alışkanlığı var.

Ölçüyü doğru almak.

Kumaşı tanımak.

Dikişi sökmek.

Yeniden biçmek.

Dikildiği belli olmayacak şekilde bitirmek.

Müşteri birkaç dakikalık işlemi görüyor.

Ustanın o birkaç dakikaya ulaşmak için geçirdiği yılları ise her zaman görmüyor.

On altı yıl çıraklık

Mücahit Ulusoy’un terzilik hikâyesi bugünün hızına pek benzemiyor.

Mesleğe çırak olarak başlamış.

Bir ustanın yanında tam 16 yıl çalışmış.

“Bizim zamanımızda çıraklar sabah erkenden dükkâna gelir, ustasının elini öperdi” diyor.

Sonra eliyle dükkânı gösteriyor.

“İşin adabını öğrenirdik. Sabrını öğrenirdik. Emeği öğrenirdik.”

Bugünkü gençlerin zanaata bakışının değiştiğini düşünüyor.

“Şimdi gençler masa başı iş istiyor. Hızlı para kazanmak, kolay yoldan ilerlemek istiyorlar. Oysa terzilik sabır işidir.”

Biraz duruyor.

Sonra kendi meslek tarifini yapıyor:

Kumaşla dost olacaksın, ipliğe saygı göstereceksin. Bu meslek gönül ister.

Bu söz, mesleğin yalnızca teknik tarafını değil, bir ilişki biçimini de anlatıyor.

Usta kumaşı tanıyor.

Kumaş ustanın elini tanıyor.

İplik gerildiğinde ne kadar dayanacağını, makinenin sesindeki küçük değişikliği, kumaşın hangi yönde kaçacağını yılların içinde öğreniyor.

Belki zanaatkârlık dediğimiz şey biraz da böyle oluşuyor.

Bilginin kitaptan değil, elden ele geçmesiyle.

Çırak yoksa meslek nereye gider?

Ulusoy’un anlattığı sorun yalnızca müşteri sayısı veya maliyet değil.

Çırak da azalıyor.

Bu mesele terzilikle sınırlı değil.

Ayakkabıcıda da duyuluyor.

Marangozda da.

Tornacıda da.

Döşemecide de.

Usta yaşlanıyor ama arkasından tezgâha geçecek kişi her zaman gelmiyor.

Bir mesleğin kaybolması ise yalnızca bir iş kolunun azalması anlamına gelmiyor.

Bir ustanın yıllarca biriktirdiği, çoğu zaman hiçbir kitapta bulunmayan bilgi de onunla birlikte kaybolabiliyor.

Mücahit Ulusoy 16 yıl boyunca ustasının yanında öğrendiği şeyi bugün yalnızca kendi ellerinde taşıyor.

İşte bu nedenle çırak meselesi, bir dükkânda eksik sandalye meselesinden daha büyük.

Dükkânı açık tutmanın maliyeti

Terzihanenin giderleri de değişmiş.

“Her şeyin maliyeti arttı” diyor Ulusoy.

“İplik, kumaş, fermuar, hatta elektrik bile…”

Sonra yine işine dönüyor.

“Ama biz elimizden geldiğince üretmeye, direnmeye devam ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki biz var oldukça bu meslek de yaşayacak.”

Dışarıdan gelen biri için küçük bir dükkân.

Onun için ise 36 yıl.

Sabah açılan kepenk.

Dikiş makinesinin sesi.

Radyonun cızırtısı.

Raflarda biriken kumaşlar.

Yıllarca aynı kokuyu taşıyan bir çalışma alanı.

Ulusoy o kokuyu özellikle anlatıyor.

“Biz bu mekânları, 36 yıldır bağımlısı olduğumuz kumaş rayihalarını koklayabilmek için, zor şartlarda da olsa açık tutmaya çabalıyoruz.”

Bu cümleyi duyunca dükkâna başka türlü bakıyorsunuz.

Çünkü burada yalnızca gelir getiren bir işyeri yok.

Bir insanın ömrünün önemli bölümünü geçirdiği bir mekân var.

Bir dükkân kapanınca

Şehrin içindeki küçük esnaf dükkânlarının bazıları zamanla sessizce kapanıyor.

Tabela sökülüyor.

Makine gidiyor.

Raflar boşalıyor.

Bir süre sonra aynı yerde başka bir işyeri açılıyor.

Şehir devam ediyor.

Ama bazı şeyler geri gelmiyor.

Bir makasın aynı kumaşı binlerce kez kesmiş olmasından doğan tecrübe…

Bir ustanın müşterisini yürüyüşünden tanıması…

Bir pantolonun yalnızca ölçüsünü değil, sahibinin alışkanlığını da bilmesi…

Bunların yerine yeni bir tabela asılamıyor.

Ulusoy da mesleğini anlatırken bunu yalnızca geçim üzerinden konuşmuyor.

“Bizim işimiz sabır işi” diyor.

“Ekonomi ne kadar zorlarsa zorlasın, elimiz işte, gönlümüz sanatta oldukça ayakta kalırız. Yeter ki emek kıymet bilsin, ustalığın değeri unutulmasın.”

Radyo hâlâ cızırdıyor.

Makinenin başında yarım kalmış bir iş var.

Birazdan başka biri kapıdan içeri girip eski bir kıyafeti bırakacak.

Belki yeni almaya gücü yetmediği için.

Belki de artık kullanılabilir olanı atmak istemediği için.

Mücahit Ulusoy onu yeniden dikecek.

Ama o dükkânda onarılan yalnızca kıyafet değil.

Her dikişte biraz eski alışkanlık, biraz zanaat kültürü, biraz da şehrin hafızası tutuluyor.

Belki bugün yeniden hatırladığımız şey yalnızca tamir değil.

Emeğin, ustalığın ve eldekinin kıymeti.

Yanlış olduğunu düşündüğünüz bir bilgi ya da eklenmesi gerektiğine inandığınız bir ayrıntı varsa bizimle paylaşabilirsiniz: muhatapmerkez@gmail.com

muhatap, anlatılarını doğrulanabilir bilgi ve ortak katkıyla geliştirmeyi önemser.

muhatap ekosistem © 2026

muhatap.tr; insan yaratıcılığı ile OpenAI teknolojilerini aynı anlatı anlayışında buluşturan yeni nesil bir hibrit anlatı, içerik ve üretim platformudur.
Yayımlanan içerikler, gerektiğinde OpenAI teknolojilerinin katkısıyla hazırlanır veya editörlerimizin değerlendirmesiyle geliştirilir. Teknoloji üretim sürecini destekler; nihai editoryal sorumluluk ise her zaman muhatap'ın yayın ilkelerine aittir.