03-

03-
MASAÜSTÜ REKLAM ALANI
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Kimsenin Anlatmadığı Hikâyeler Vardır

Toplantı dağılmıştı.

Herkes kendi hazırlığına başlamıştı.

Foto muhabiri makinelerini topluyordu.

Çaylak, not defterine yeni sayfalar ekliyordu.

Ben ise odama dönmüştüm.

Masamın üzerindeki boş kâğıda uzun süre baktım.

İlk defa ne yazacağımı bilmiyordum.

Çünkü bu defa önümde araştıracağım bir konu yoktu.

İnsan vardı.

Bir insan…

İstatistik değildi.

Başlık değildi.

Haber değildi.

Dosya değildi.

İnsandı.

Ve insanı anlatmak…

Meslek hayatım boyunca yazdığım en zor yazı olacaktı.

Kalemi elime aldım.

Yazamadım.

Ayağa kalkıp pencerenin önüne gittim.

Sokak her zamanki gibi akıyordu.

Elinden tuttuğu çocuğuyla telaşla yürüyen bir anne…

Karşı kaldırımda ağır adımlarla ilerleyen yaşlı bir adam…

Kırmızı ışıkta bekleyen motosikletli bir kurye…

Omzundaki yükü yere bırakıp derin bir nefes alan bir işçi…

Hepsi önümden geçip gidiyordu.

İçimden tek bir cümle geçti.

“Acaba bunlardan hangisinin hikâyesini bugüne kadar hiç kimse anlatmadı?”

Bir süre onları izledim.

Sonra kendi kendime gülümsedim.

Belki de…

Hiçbirinin.

Yıllardır gazetecilik yapıyordum.

Binlerce haber okumuştum.

Yüzlerce röportaj gerçekleştirmiştim.

Ama ilk defa rahatsız edici bir gerçekle karşılaşıyordum.

Biz çoğu zaman olayları anlatıyorduk.

İnsanları değil.

Yangını anlatıyorduk.

Evi değil.

Kazayı anlatıyorduk.

Hayatı değil.

Başarıyı anlatıyorduk.

Yolculuğu değil.

Belki de bu yüzden…

Bazı insanlar bütün ömürlerini görünmeden tamamlıyordu.

Çünkü kimse onların adını merak etmiyordu.

Tam o sırada masamın üzerindeki eski not defterine gözüm takıldı.

Yıllar önce aceleyle yazılmış birkaç satır…

Kimi fark etmez.

Kimi anlatmak istemez.

Kimi iyi niyetlidir ama nasıl anlatacağını bilemez.

Uzun süre o cümlelere baktım.

Sonra defteri yavaşça kapattım.

Ve kendi kendime fısıldadım.

Belki de…

Kimse kimseyi anlatmıyordu.

Çünkü önce…

Kimse kimseyi tam olarak anlamıyordu.

O an bir şey fark ettim.

Hayır…

Soruyu yine yanlış sormuştum.

Ben…

Kimsenin anlatmadığı hikâyeyi arıyordum.

Oysa belki de…

Kimsenin anlatmadığı insan diye biri yoktu.

Sadece anlatılmamış tarafları vardı.

İşte o anda içimde bir şey değişti.

Bir insanın tamamı hiçbir zaman anlatılamazdı.

Ama bir bekleyişi…

Bir emeği…

Bir korkusu…

Bir umudu…

Bir vazgeçişi…

Bir gülümsemesi…

Belki anlatılabilirdi.

Belki de “Her insan anlatılmayı bekleyen bir hikâyedir.” cümlesinin anlamı tam olarak buydu.

Kimsenin bütün hayatını anlatamazdık.

Ama herkesin…

Henüz kimsenin görmediği bir tarafı vardı.

Masama geri döndüm.

Boş duran kâğıdı önüme çektim.

Bu kez hiç düşünmeden ilk cümleyi yazdım.

“Bugün hikâye aramayı bıraktım.”

Altına ikinci cümleyi ekledim.

“İnsan aramaya başladım.”

O an şunu biliyordum.

Aradığımız şey artık bir haber değildi.

Bir dosya da değildi.

Bir insanın, bugüne kadar sessiz kalmış tarafına tanıklık etme cesaretiydi.

Ve belki de gerçek hikâyeler…

Konuşmaya başladıkları anda değil…

Birisi gerçekten dinlemeye başladığında doğuyordu.


Bir İnsanı Gerçekten Ne Görünür Kılar?

Her gün yüzlerce insanın yanından geçiyorduk.

Kimileriyle selamlaşıyor, kimilerinin yüzüne bile bakmadan yolumuza devam ediyorduk.

Otobüste, iş yerinde, okulda, sokakta…

Aynı kaldırımı paylaştığımız insanların çoğu, hayatımızdan sessizce geçip gidiyordu.

Oysa her biri; sevinmiş, üzülmüş, kaybetmiş, beklemiş, umut etmiş bir hayat taşıyor.

Belki de görünür olmak, yalnızca birilerinin sizi fark etmesi değildir.

Belki görünür olmak, bir insanın hikâyesinin başka bir insanın kalbine ulaşabilmesidir.

Çoğumuz görünür olmayı, tanınmakla karıştırıyor olabiliriz.

Belki daha çok kişi tarafından bilinmek…

Daha fazla takip edilmek…

Adımızın daha sık anılması…

Bunların görünürlük olduğunu düşünüyoruz.

Ama hayat bize başka şeyler söylüyor.

Bazen milyonlarca insanın tanıdığı biri, en yalnız insan olabiliyor.

Bazen de adını yalnızca birkaç kişinin bildiği biri, onlar için unutulmaz bir iz bırakabiliyor.

Demek ki görünürlük ile bilinmek aynı şey değildi.

Bir insanın gerçekten görünür olması, bıraktığı izde saklı olabilir.

Çünkü bazı insanlar konuşmalarıyla değil, dinlemeleriyle hatırlanır.

Bazıları başarılarıyla değil, zor bir zamanda uzattıkları ellerle.

Bazıları ise hiçbir büyük hikâye yaşamadan, sadece iyi bir insan oldukları için görünür olabilir.

Belki de bizi görünür yapan şey, başkalarının gözleri değil; başkalarının hayatında bıraktığımız sessiz izlerdir.

Bazen görünür olmak, herkesin size bakması değildir.

Yokluğunuz hissedildiğinde başlıyordur.

Bu dosya için, bir konfeksiyon atölyesinde çalışan bir insanın gözlerinin içine bakarak çıktığımız yolculukta belki de şunu fark etmeye başlıyoruz:

Görünür olmak, bir insanın adını kaç kişinin bildiğiyle değil;
yokluğu hissedildiğinde geride bıraktığı sessiz boşlukla ilgili olabilir.

Ama bu da yalnızca bir ihtimal.

Öyleyse gelin, birlikte dosyanın son bölümüne de bakmaya devam edelim.

Belki de aradığımız cevap, tek bir cümlede değil; farklı pencerelerden baktıkça yavaş yavaş belirginleşecektir.

ETİKETLER:
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ