İnsan anlatılmayı bekleyen bir hikâyedir / Bölüm 5
Her İnsan Anlatılmayı Bekleyen Bir Hikâyedir
Bir cümleyi savunmadan önce, hayatın içinde anlamaya çalıştık
muhatap masası / Mahir Mazhar
Sabah erkenden toplantı odasına girdim.
Bu kez elim boş değildi.
Notlar vardı.
Fotoğraflar…
İnsanların söyledikleri…
Söylemedikleri…
Gözümüzün önünde olduğu hâlde uzun süre fark etmediğimiz küçük ayrıntılar…
Ve en önemlisi, artık cevaplardan çok tanıklıklar vardı.
Patron gülümsedi.
“Çok mutlu görünüyorsun Mahir Abi.”
Not defterimi masaya bıraktım.
Bir süre hiçbir şey söylemedim.
Sonra yavaşça konuştum:
“Sanırım o cümleyi biraz daha iyi anlamaya başladım.”
Masadaki herkes bana bakıyordu.
Duvardaki büyük ekranda yine aynı cümle duruyordu:
Her insan anlatılmayı bekleyen bir hikâyedir.
Ayağa kalktım.
Ekranın yanına yürüdüm.
“İlk gün size bir şey sormuştum.”
“Bunu nereden biliyoruz?”
“Hatırlıyor musunuz?”
Herkes başını salladı.
Patron öne doğru eğildi.
“Şimdi cevap verebilir misin?”
Derin bir nefes aldım.
“Hayır.”
Odadakilerin yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi.
Gülümsedim.
“En azından bu cümleyi tek bir cevapla kapatamam.”
Ekrandaki yazıya yeniden baktım.
“Çünkü bu cümle bir sonuç değil.”
“Bir bakış biçimi.”
Masanın çevresinde sessizlik oluştu.
“Bu günlerde farklı insanlarla karşılaştık.”
“Kimiyle birkaç dakika konuştuk.”
“Kiminin yanında bir saat oturduk.”
“Bazıları hayatını uzun uzun anlattı.”
“Bazıları yalnızca tek bir cümle söyledi.”
“Bazılarınınsa yaptığı işe bakmak, söylediği sözlerden daha fazlasını gösterdi.”
Konfeksiyon atölyesinde tanıştığım kadını düşündüm.
“Kimin giyeceğini bilmiyorum,” demişti.
“Ama düzgün olsun isterim.”
O tek cümlenin içinde yılların emeği vardı.
Çocuklarını okutan bir annenin sabahları…
Adı hiçbir etikette yazmayan eller…

Hiç tanımadığı bir insan için doğru yapılmaya çalışılan bir iş…
Sonra başka insanlar geldi aklıma.
Bir annenin kimsenin görmediği fedakârlığı…
Bir işçinin sessiz gururu…
Bir yaşlının bekleyişi…
Bir çırağın henüz kimseye söylemediği hayali…
Bir kuryenin yetişmeye çalıştığı saat…
Bir terzinin kumaşta bıraktığı parmak izleri…
Bir öğretmenin eve taşıdığı yorgunluk…
Bir bakkalın veresiye defterine yazdığı güven…
Hiçbirinin hayatı dışarıdan göründüğü kadar sade değildi.
Ama bunu söylemek de yetmiyordu.
Çünkü insanlara yaklaştıkça başka bir şey daha öğrenmiştik:
Hiç kimsenin hayatının tamamını anlatamazdık.
Bir insanı bütünüyle bildiğimizi iddia ettiğimiz anda, onu yeniden bir kalıbın içine kapatmış olurduk.
“Belki de ilk gün cümleyi yanlış anlamıştık,” dedim.
Genç editörlerden biri sordu:
“Nasıl?”
“Her insanın, başından sonuna kadar anlatılmayı bekleyen tek bir hikâyesi olduğunu düşündük.”
“Peki öyle değil mi?”
“İnsan tek bir hikâyeden oluşmuyor.”
Bir süre durdum.
“Her insanın, hayatının farklı zamanlarında görünür olan başka tarafları var.”
“Bir emeği…”
“Bir bekleyişi…”
“Bir kaybı…”
“Bir sevinci…”
“Bir vazgeçişi…”
“Bir yeniden başlayışı…”
“Bir başkasının hayatında bıraktığı ama kendisinin bile fark etmediği bir izi…”
Başımı kaldırıp ekrandaki cümleye baktım.
“Belki ‘Her insan anlatılmayı bekleyen bir hikâyedir’ dediğimizde, onun bütün hayatını anlatabileceğimizi söylemiyoruz.”
“Ne söylüyoruz?”
“Her insanın, yaklaşmaya değer bir tarafı olduğunu.”
“Bakıldığında görülebilecek…”
“Dinlendiğinde duyulabilecek…”
“Anlaşıldığında başka bir insanın hayatında karşılık bulabilecek bir tarafı…”
Patron uzun süre konuşmadı.
Sonra ekrandaki cümleye baktı.
“Demek biz slogan yazmamışız.”
Gülümsedim.
“Galiba kendimize bir sorumluluk yazmışız.”
Bu kez masadaki sessizlik ağır değildi.
Bir düşüncenin yerini bulduğu zaman oluşan sessizlikti.
İlk gün bu cümleyi doğrulamak istemiştik.
Şimdi ise onun bize ne yüklediğini görüyorduk.
Eğer her insan anlatılmayı bekleyen bir hikâyeyse, insanlara uzaktan bakamazdık.
Onları yalnızca meslekleriyle, başarılarıyla, başlarına gelen olaylarla veya bize yarayan taraflarıyla anlatamazdık.
Adlarına konuşamazdık.
Hayatlarını tek bir sıfata sığdıramazdık.
Yaklaşmamız gerekiyordu.
Tanışmamız…
Dinlememiz…
Beklememiz…
Ve kimi zaman, hiçbir şey söylemeden yalnızca yaptıkları işe biraz daha uzun bakmamız…
Çünkü muhatap’ın işi, insanların yerine konuşmak değildi.
Onların görünmeyen taraflarının fark edilebileceği bir zemin kurmaktı.
Toplantı sona erdiğinde koridora çıktım.
Her şey her zamanki gibiydi.
Birisi elindeki evrakları taşıyordu.
Bir başkası telefonla konuşuyordu.
Temizlik görevlisi paspas yapıyordu.
Sabah çaylarımızı getiren arkadaşımız boş bardakları topluyordu.
Daha birkaç gün önce olsa belki bunların hiçbirinde durmayacaktım.
Şimdi ise her birine biraz daha dikkatli baktım.
Evrak taşıyan kişinin nereye yetişmeye çalıştığını bilmiyordum.
Telefondaki konuşmanın karşı tarafında kimi olduğunu…
Temizlik görevlisinin sabah kaçta uyandığını…
Çaylarımızı getiren arkadaşımızın o gün içinde ne düşündüğünü…
Bilmiyordum.
Ama artık bilmediğim şeylerin de onların hayatına dâhil olduğunu biliyordum.
Bir insanı ilk bakışta anlayamazdım.
Onu birkaç cümleyle tamamlayamazdım.
Fakat her insanın, henüz görmediğim bir tarafı olabileceğini artık inkâr edemezdim.
Koridorun sonunda bir an durdum.
muhatap’ın kapısındaki cümleyi yeniden hatırladım.
Bu kez onu okumadım.
Ezberlemedim.
Savunmadım.
İçimde taşıdığı sorumluluğu düşündüm:
Her insan anlatılmayı bekleyen bir hikâyedir.
Artık bu cümlenin kusursuz bir tanım olduğunu düşünmüyordum.
İnsan zaten kusursuz bir tanıma sığmazdı.
Ama cümlenin doğru bir kapı açtığını hissediyordum.
Bir insana yaklaşmadan önce bize şunu hatırlatıyordu:
Karşındaki kişi, senin ilk gördüğünden daha fazlasıdır.
Belki bütün hayatını hiçbir zaman anlatamayacağız.
Ama bir tarafını gerçekten görebiliriz.
Bir emeğine tanıklık edebiliriz.
Bir sessizliğini duyabiliriz.
Bir başkasının hayatında bıraktığı izi fark edebiliriz.
Ve bazen bir insan için en önemli başlangıç da budur:
Biri tarafından tamamıyla anlaşılmak değil…
Bir tarafıyla gerçekten görülmek.
Odama döndüğümde not defterimi açtım.
İlk sayfada, toplantının başladığı gün yazdığım cümle duruyordu:
Bunu nereden biliyoruz?
Altına cevabımı yazdım:
Bilmiyoruz. İnsanlara yaklaştıkça anlamaya devam ediyoruz.
Defteri kapattım.
Çünkü bazı cümleler doğrulandığı için değil…
İnsana her defasında yeniden bakmamızı sağladığı için değerlidir.
Ve belki muhatap’ın yolculuğu da tam burada başlıyordu.
Her insanı anlatabileceğimizi düşündüğümüz yerde değil…
Her insanın anlatabileceğimizden daha fazlası olduğunu fark ettiğimiz yerde.
BİTTİ
muhatap notu:
Bu anlatı, ChatGPT yapay zekâ teknolojilerinden destek alınarak hazırlanmıştır.
Yanlış olduğunu düşündüğünüz bir bilgi ya da eklenmesi gerektiğine inandığınız bir ayrıntı varsa bizimle paylaşabilirsiniz:
muhatap, anlatılarını doğrulanabilir bilgi ve ortak katkıyla geliştirmeyi önemser.