Sokaktaki Adam / Dosya No: 6
Sokaktaki Adam Toplumu Nasıl Taşıyor?
O sabah editör odasına girdiğimde bu kez elimde sorular değil, onlarca hikâye vardı.
Defterim dolmuştu.
İnsanlarla tanışmıştım.
Konuşmuştum.
Dinlemiştim.
Ama yine de içimde eksik kalan bir şey vardı.
Editör, yüzüme bakar bakmaz anladı.
“Ne oldu?” diye sordu.
“Sanırım…” dedim.
“Onu tanımaya başladım.”
“İyi.”
“Peki şimdi neyi anlamadın?”
Bir süre sustum.
Sonra ilk kez kendim de fark ederek söyledim.
“Bu kadar sıradan görünen insanlar…”
“…koca bir toplumu nasıl ayakta tutuyor?”
Editör gülümsedi.
“Git.”
“Bu kez insanlara değil…”
“Aralarındaki bağlara bak.”
Görünmeyen Emek
Sabah erkenden fırının önünden geçtim.
Henüz güneş tam doğmamıştı.
İçeride çoktan mesai başlamıştı.
Ekmekler pişiyordu.
Biraz ileride çöp kamyonu sessizce sokağı temizliyordu.
Büfe önündeki stantlara günlük diziliyordu.
İlk servis otobüsü fabrikaya doğru ilerliyordu.
Şehir daha uyanmamıştı.
Ama birileri çoktan herkes için güne başlamıştı.
O an düşündüm.
Biz çoğu zaman yalnızca çalışanı görüyoruz.
Oysa görünmeyen emek, görünür hayatın temelini kuruyor.
Mahalle
Öğleye doğru aynı mahalleden ikinci kez geçtim.
Bir kadın, komşusunun çocuğunu okuldan almıştı.
Karşı apartmandaki amca, yaşlı komşusunun poşetlerini taşıyordu.
Bakkal, veresiye defterini kapatırken gülümsedi.
Kimse bunlara “haber” demiyordu.
Ama galiba mahalle tam da bu küçük iyiliklerle ayakta duruyordu.
Belki mahalleyi sokaklar değil…
Birbirini tanıyan insanlar kuruyordu.
Aile
Akşamüstü bir otobüste küçük bir çocuk uyuyakaldı.
Annesi onu omzuna yasladı.
Baba ayakta kaldı.
Kimse yer vermedi.
O da istemedi.
Çocuğun başı düşmesin diye bütün yol boyunca aynı şekilde durdu.
Otobüsten inerken düşündüm.
Belki aile dediğimiz şey, büyük sözlerden önce küçük fedakârlıklardı.
Kimsenin alkışlamadığı…
Ama herkesin hayatını taşıyan fedakârlıklar.
Dayanışma
Bir dükkânın önünde durdum.
Esnaf, yan dükkândaki arkadaşına seslendi.
“Ben beş dakika çıkıyorum.”
Hiç düşünmeden cevap geldi.
“Git, ben bakarım.”
Beş saniyelik bir konuşmaydı.
Ama yılların güveni o beş saniyenin içindeydi.
Belki dayanışma, büyük organizasyonlardan önce böyle küçük cümlelerde yaşayan bir sırdı.
Toplumsal Hafıza
Akşam eve dönerken çocukluğum geldi aklıma.
Mahalle bakkalını…
Okul yolunu…
Bayram sabahlarını…
Kapı önünde oturan komşuları…
Bir anda fark ettim.
Bazı insanlar sadece bugünü taşımıyor.
Hatıralarımızı da taşıyor.
Bir berber, çocukluğumuzun tanığı olabiliyor.
Bir öğretmen, yıllar sonra bile sesini unutmadığımız insan.
Bir bakkal, mahallenin hafızası.
Bir muhtar, sokakların tanığı.
Belki toplum dediğimiz şey…
Ortak hatıralarını unutmayan insanların kurduğu görünmez evdi.
Muhabirin Defteri
Bugün çok önemli bir şey öğrendim.
Hayatı büyük kahramanlar taşımıyor.
Hayat…
Her sabah sessizce işine giden insanların omuzlarında ilerliyor.
Kimse onları alkışlamıyor.
Çoğunun adı gazetelere çıkmıyor.
Hiçbirinin heykeli dikilmiyor.
Ama onlar bir gün işlerini yapmasa…
Hayatın ritmi bozuluyor.
Belki de “sokaktaki adam” denilen kişi…
Hayatın görünmeyen direğiydi.
Biz sadece bugüne kadar başımızı kaldırıp ona bakmamıştık.
Tam not defterimi kapatırken telefonum çaldı.
Editördü.
“Ne buldun?”
Bu kez cevabım daha sakindi.
“Galiba…”
“Toplumu ayakta tutan şey büyük binalar değil.”
“Birbirine omuz veren insanlar.”
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.
Sonra editör yavaşça şunu söyledi.
“İnsan…”
“En çok başka bir insanın hayatında görünür olur.”
Telefon kapandı.
Defterime o cümleyi aynen yazdım.
Çünkü bazen bir dosyanın en önemli cümlesi, sayfalarca araştırmanın sonunda değil…
Tek bir insanın ağzından çıkan birkaç kelimede saklı oluyordu.