Sokaktaki Adam / Bölüm: 7
Hayatın yükünü taşıyan SESSİZ İNSAN
muhatap’taki ilk görevimdi.
Sona yaklaşıyordum. Başladığım noktayı bir kez daha hatırladım.
Editör masasının etrafında oturuyorduk.
Sabahın ilk çayları henüz bitmemişti.
Genel Yayın Yönetmenimizin sorusunu sessizlikle karşılamıştık.
O biranda bana döndü.
“Git.”
“Sokaktaki adamı bul,” dedi.
Çıkışır gibi söylemişti.
Tedirgin olmuştum
İtiraf edeyim…
İlk anda bunun kolay bir görev olduğunu sanmıştım.
Sokağa çıkacaktım.
Birini bulacaktım.
Röportaj yapacaktım.
Yazacaktım.
Meğer yanılmışım.
Çünkü ben bir insan arıyordum.
Karşıma ise milyonlarca insan çıkıyordu.
Londra’da yürüdüm.
New York’ta durdum.
Eski gazete arşivlerini karıştırdım.
Televizyon ekranlarına baktım.
Siyasetçileri dinledim.
Ekonomistleri…
Reklamcıları…
Hepsi aynı kişiden söz ediyordu.
Ama hiçbiri aynı insanı anlatmıyordu.
Sonra sokaklara döndüm.
Bakkalla konuştum.
Berberle…
Servis bekleyen işçiyle…
Öğretmenle…
Kuryeyle…
Emekliyle…
Çocukla…
Anneyle…
Babayla…
Her seferinde içimden aynı cümle geçiyordu.
“Galiba bu.”
Ama birkaç adım sonra yine değişiyordu.
Çünkü sokaktaki adam, hiçbirine sığmıyordu.
Günler geçti.
Defterim doldu.
Sorularım azalmadı.
Tam tersine çoğaldı.
Bir akşam muhatap’ın ofisine dönerken koridordaki camda yansıyan siluetimi gördüm.
Yorgundum.
Elimde not defteri vardı.
Omzumda çanta…
Kafamın içinde onlarca hikâye…
Bir an durdum.
Ve o ana kadar hiç sormadığım soruyu kendime sordum.
“Peki…”
“Ben kimim?”
İlk kez cevap vermeye çalışmadım.
Sadece düşündüm.
Ben de sabah işe yetişmeye çalışıyordum.
Ben de ay sonunda hesap yapıyordum.
Ben de bazen umut ediyordum.
Bazen kaygılanıyordum.
Ben de seviniyor…
Üzülüyor…
Bekliyordum.
Ve en önemlisi…
Ben de, bu hayatın yükünü sessizce taşıyan insanlardan biriydim.
İşte o an fark ettim.
Ben sokaktaki adamı bulmamıştım.
Ben, yıllardır onunla birlikte yürüyormuşum.
Hatta…
Ben de onlardan biriymişim.
Kapıyı çaldım.
İçeriden tanıdık ses geldi.
“Gel.”
Editör masasının karşısına oturdum.
Bu kez elinde bana uzatacağı yeni bir dosya yoktu.
Sadece yüzüme baktı.
“Buldun mu?”
Gülümsedim.
“Evet.”
“Nerede?”
“Her yerde.”
“Kimmiş?”
Bu kez hiç düşünmedim.
“Sokakların dekoru, aşkı ve mücadelesi ise hayata yön veren o gizemli adam; insan, yani hepimiz, hepimizmişiz.”
O da gülümsedi.
Sonra masanın üzerindeki boş dosyayı kapattı.
“İşte şimdi…”
“…muhatap olmaya başladın.”
O gün anladım.
“Sokaktaki adam” diye biri hiç olmamıştı.
Bu söz…
Hayatın yükünü sessizce taşıyan, sessiz milyonlarca insana verilmiş ortak bir isimdi.
Ve biz, onları tek bir kavramın içine sığdırmaya çalışırken…
Yüzlerini unutmuştuk.
muhatap belki de tam bu yüzden var.
Bir kavramı anlatmak için değil…
O kavramın içinde görünmez hâle gelen insanı yeniden görünür kılmak için.
Çünkü her insan…
Görülmeyi bekleyen bir hikâyedir.
muhatap ise…
O hikâyelerin birbirine emanet edildiği bir evdir.
Bu dosya burada bitiyor.
Ama belki asıl yolculuk şimdi başlıyor.
Çünkü yarın sabah sokağa çıktığınızda…
Yanınızdan geçen ilk insana eskisi gibi bakamayabilirsiniz.
Belki bir an durup düşünürsünüz.
“Acaba…”
“Onun hikâyesi ne?”
İşte muhatap’ın bütün sorusu da budur.
Ve belki…
Bütün cevabı da.
Bu dosya yapay zekâ teknolojilerinden destek alınarak hazırlamıştır. Eksik veya yanlış bir durum tespit ettiyseniz lütfen bize muhatapmerkez@gamail.com adresinden yazın. Katkılarınızı memnuniyetle karşılarız.